Oduncu yıllar boyu hergün o kör kuyunun başına
gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Birgün oduncu agır
hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluga
alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oglunu yanına çagırmış ve
yılanın sırrını anlatmış. ''Kör kuyunun başına git ve oglum oldugunu
söyle; yılan sana altın verecek!'' demiş. Oglu inanmamış ama gitmiş.
Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oglu olduguna
iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oglan önce
inanmadıgı hikayenin gerçek oldugunu görünce hırsa kapılmış, ''Kimbilir
daha ne kadar altın var kuyunun içinde!'' diye düşünmüş. Hırsla yılanı
öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyrugunu
koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oglanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam
yaklaşıp da oglu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatagından
sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oglu cansız
yatıyor. Yılanda o anda görünmüş; kuyrugu yok ve kanlar içinde. Oduncu
durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oglu yerde cansız,
yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı...
''Hatalı olan oglum
olmalı!'' demiş ve yılandan özür dilemiş. ''Tekrar dost olalım!''
demiş. Yılan ise acı acı gülümsemiş: ''ÇOk isterdim ama sende bu evlat
acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!'' demiş.