Ben küçükken düşmüşüz gurbetin yollarına, sene 1971 hayal meyal aklımda,
kardeşim ali yeni doğmuş, minicik bir bebekti kundakta
ve ağlayışları, ağlayışları sanki isyandı zalim gurbet ocağına…
Babam bizden önce gitmiş almanyaya, iki sene sonra bizide aldırdı yanına.
Gözüm arkada kalmasın, etrafımda olsun çocuklarım dermiş anama.
Mercedes’te işciydi babam, yüregi bileği kuvvetli delikanlı bir adam,
benim gibi oda severdi hayal kurmayı, kendinden büyüktü belkide umutları.
Söz vermişti hepimize, kitabın üzerine yemin etmişti, alacaktı kırmızı mercedesi.
“Kız gibi araba” derdi babam, önce gıcır gıcır yıkycaksın, sonra bide pasta cila çekeceksin
atacaksın çocukları arkaya, koyacaksın ferdinin son kasetini…
eh tabi birazda açıcaksın teyibin sesini, sonra ver elini türkiye!
Zavallı annem, annem hep evdeydi korkardı sokağa çıkmaya.
Dil bilmem, yol bilmem der gece gündüz ağlardı.
Babamın iş dönüşleri bayramımız olurdu, daha o gelmeden soframız kurulurdu.
Kokusu hala burnumda, buğusu gözümde, kaynayan çorbamızın
ah derdi anam yetmezdi.. sonra durur derin birde of cekerdi.
Köyün tarhanası olacaktı bey, köyün ekmeği…
Her sofrada gözleri dolardı, ve hasretle kabaran yüreği.
Bir gün hepimize müjde verdi babam, bu bayram türkiyedeyiz dedi.
Içim içime sığmadı, sabaha kadar uyumadım.
Peki ya mercedes hani kırmızı arabayla gidecektik köye,
şaşıracaktı herkes, katırcıların yusuf küçük dilini yutucaktı,
şapkası ucucaktı muhtar eminin, bizim kamil bi zenginlemiş ki görme diyecekti salim ağaya
ağ yutkunucak, başını öne eğicekti…
meraklı hüsniyenin ağzı bi karış açık kalicak, çatlıyacaktı hasetinden…
Nazlı bir gelin gibi köyün yollarında gezerken bizim araba,
köyün çocukları çığlık çığlığa koşucaktı peşimizden, “vay be arabaya bak” diyecekti bi tanesi.
Bütün köy, bütün köy bizi konuşacaktı, nazara geliriz vallahi demişti anam, kurşun döktürmeli
arabasız nasıl gideriz köye, annem önce ev istemiş, araba her zaman alınırda ev alınmazmış
ahirette iman, dünyada mekan derlermiş türkiyede, zavallı babam, herzamanki gibi fedakardı
umutlarını ertelemiş, en büyük düşünü birakmıştı zamana.
Annem ilk defa birşey istemişti ondan, geri çevirmedi, yere düşürmedi sözünü
annem mutlu, babam umutluydu, alıcaktı mercedesi, alıcaktı…
Amcamın çocuklarına çikolatalar alıcaktı babam, dedeme gözlük, nineme çicekli pazen,
muhtar marlboro ısmarlamış, kahvede kağıt oynarken tütürürmüş bazen.
Ne çok istiyorum köyüme kavuşmayı, bu kavuşma bitimi olacak acılarımın
yıllarca çektiğim sancılarımın keyifli intiharı.
Kimse “Ausländer” demiyecekti bana, kimse yabanci
ve Beethovenin 9. senfonisini çalmıyacaktı sokaktaki kemancı.
Frau Bäcker’e ve Herr Müller’e inat, türküler dinliycektik doyasıya
türküler dinliycektik, türküler…
Arife günü yollara düştük, trendeki herkezde talihsiz bir heyecan var.
Bense giderek dahada sabırsızlanıyorum, geçmiyordu dakikalar.
Kimbilir kaçıncı kez saati soruyordumki anneme, öfkeli bir ses böldü heycanımı.
Homurdanarak elindeki gazeteyi uzattı yaşlı bir amca
“bu kadarda olmaz, yazıktır, ayıptır, günahtır” dedi. Neye kızmıştı acaba???
Gözüm büyük puntolarla yazılmış habere takıldı: “Ev fiyatları artacak, almancilar yollarda” -
Bi anda gözleri doldu Babamın, yumruğunu sıktı, ağlamadı, sustu, “Almancı ha, almancı…” dedi yavaşca. Yüreği kan kustu, sızladı burnunun direği, cız etti içi ve bir anda, bir anda ateşe vermek istedi tüm geçmişi!
Almanyada YABANCI; türkiyede ALMANCI
Bi anda yaşlar boşaldı gözünden…Biz kimdik? Kendi vatanimizda bile yabancımıydık yani?
Ben almanci değilim amca, ben yabanci değilim; benimde ciğerim yanık, ezan sesine hasret yüreğim…
Benim hücrelerim türkü söyler, ağıt yakar gözlerim, sen görmesende kınalıdır ellerim
ve tenim, tenim memleket kokar alabildiğini, benide gozlaklar ağlatır, yakar memleket şiirleri
hüzün benide soldurur, ve bu dert, bu dert beni iflah etmez, öldürür…
Ben almanci değilim, ben almanci değilim amca, ben yabancin değilim…
Vatanima varır varmaz, önce toprağı öpeceğim
ve yemin olsun ki doğduğum topraklarda öleceğim,
doğduğum topraklarda ….