Özel Hikayeler
Babalar ve Kızları...
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 11/16/2009
- İbret Alınacak Hikayeler
-
Reyting:




0 yaşındaBaba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey
benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam
babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum.
Babam, niye annemle uyuyor?
Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce
babam gibi erkekle evleneceğim.
Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
En Yeni Hikayeler
Telefon aşkımı çok seviyorum.
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 02/10/2010
- İtiraf Ediyorum
- Oylanmadı
Onunla 1999 haziran ayında tanıştım. Ve tanıştığım o ilk anda ona aşık oldum. Tanışmadan önce çalıştığımız firmalar dolayısıyla sürekli telefonla görüşüyorduk. Bu arada onun evli ve bir kızı olduğunu öğrendim. Zamanla aramızda çok iyi bir arkadaşlık başlamıştı ve birbirimizi merak ediyorduk. Haziran ayında firmamız bir davet verdi. Tanışmaya karar verdik. Ne de olsa sadece arkadaşdık. Tanışmamız davet gibi kalabalık bir ortamda olmayacağı için dışarıda buluşmaya karar verdik. Onu beklerken bir yandan da cep telefonlarımızla konuşuyor. Birbirimizi bulmaya çalışıyorduk. En sonunda karşı karşıya geldik ve ben ona o ilk and aşık oldum. Gülüşü, konuşmaları, bakışları… Başbaşa çok güzle bir yemek yedik. Gülüşmeler, konuşmalar… derken ayrılık vakti geldi ve hiç bu kadar üzülmemiştim. Daha yeni tanışmamıza rağmen sanki ben ona yıllardan beri tanıyormuşum, hep yanındaymışımda ayrılmışız gibi hissettim.
Dostların Aşkı
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 02/10/2010
- Aşk Hikayeleri
- Oylanmadı
Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun
insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun, bense uzun yıllar
acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum. İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim.
Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu.
Evliliğinin bittiğini düşünen, Yeni evlenenlere ve bekarlara...
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 02/10/2010
- Aşk Hikayeleri
- Oylanmadı
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin
tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı
koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl
evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir
zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
İş
ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik
anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki! Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?' Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu.
Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı.
Tatlıses, Çirkin Kral'ın izinden gidiyor
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 02/6/2010
- Ünlülerden Hikayeler , Sinema & Televizyon Hikaye ve Haberleri
- Oylanmadı

Şöhretinin 30. yılını kutlayan Tatlıses, Çirkin Kral'ın izinden gidiyor
İbo hedefi vurdu!
Ayağında Kundura ile ilk çıkışını yaptığında yıl 1974'tü. 2004'te ayağında makosen var artık ve 'elinde tabanca…'
Bu yıl İbrahim Tatlıses'li yıllarımızın otuzuncusu... 1974'te Ayağında Kundura ile hayatımıza girdi Tatlıses ve o günden bugüne, 30 yıl boyunca, önce türküleriyle, sonra yatırımları, kadınları, skandalları, programları, reklamları ve nihayet baskınlarıyla kendisinden söz ettirmeyi becerdi.
İşin boyutlarını görmek için fazla çabaya gerek yok:
Türkiye'de hemen herkes ya Tatlıses'in bir türküsünü söylemiş, ya bir kasedini almış ya lahmacununu yemiş, ya otobüsüne binmiş, ya radyosunu dinlemiş, ya dergisini okumuş, ya benzin istasyonuna girmiş, ya otelinde gecelemiş ya da skandal haberlerinden birine kulak vermiştir.
Bu geniş listeden benim payıma birkaç tanesi düştü.
Yıllar önce ekip olarak bir belgeselini yaptık.
Sonra Ali Kırca'nın davetiyle 'başa baş' bir Siyaset Meydanı'nda sabahladık.
'Tatlıses lahmacun'u tatmak o gece kısmet oldu.
Tabii yollarımızın kesiştiği yerler listesine son olarak Milliyet gazetesini de eklemem gerek. Malûm, Tatlıses bir habere bozulup bizim gazeteyi basmıştı.
Sonra aynı akıbet, 'Asena'yla ayrıldılar' haberini vermek gafletine düşen Show TV'nin de başına geldi. Geçen hafta, geceyarısı kanalı basıp rejiye dalan Tatlıses, kanalın üst düzey yetkililerince zar zor yatıştırılabildi.
İbo, 30. sanat yılına böyle girdi.
18 yaşında İstanbul'a geldi Hülya Avşar…
- Ekleyen Site Yöneticisi
- Eklenme 02/6/2010
- Sinema & Televizyon Hikaye ve Haberleri , Ünlülerden Hikayeler
- Oylanmadı
Hülya Avşar, şöhretinin 20. yılında "Avşar elleri"nin üç kuşağını anlattı
Babam, ben, kızım...
18 yaşında İstanbul'a geldi Hülya Avşar… Karnında, bitmiş bir evlilikten artakalan dört aylık bir bebekle… Dibe vurduğu noktada değişti kaderi ve bir starın doğuşu başladı
Hülya Avşar'ı 20 yıldır popüler kültürün kraliçe tahtında tutan nedir? Yeteneğini, güzelliğini, işbilirliğini bir kenara koyarsak-ki aslında her biri, kenara konamayacak kadar etkili vasıflar- bence ona bu tahtı bahşeden asıl özelliği, 20. yüzyılın finaline damgasını vuran bir rüzgarı, daha doğrusu bir ihtiyacı yakalamış olması…
O özelliğin adı; özgüven…
1960'ların, 70'lerin o korunmaya muhtaç, boynu bükük, güvensiz, ezik kadınlarının yerine "En güzel benim", "Her şeyi yapabilirim", "Hepinizle baş edebilirim" diyen bir kararlılıkla çıkageldi yeni kadın…
Zaman zaman sevimsiz olmayı göze alabilen bir ataklık ve mahremiyete kafa tutan, mahcubiyete meydan okuyan bir yırtıklıkla…
"Haddini bil" diyen eski terbiyeye dikbaşlılıkla kafa tuttu.
Erkeğinin çapkınlığına göz yumarken bile bunu bir boyun eğişten ziyade gerçekçilik ambalajına soktu.
Ama bu huylar onda sakil durmadı.